Röportaj İnşaat Dünyası Temmuz 2008
Parke sektörünün geldiği noktayı değerlendirir misiniz? (Kalite, uygulama, pazar yapısı, pazar büyüklüğü vb…) Sektörün ekonomik büyüklüğü ortalama olarak nedir?
Avrupa ahşap zemin piyasasına göz attığımızda 2007 yılında 100 milyon metrekarenin üzerinde üretim yapıldığını, buna karşılık bu ülkelerin 2007 yılında 112 milyon metrekare civarında ahşap zemin döşediklerini görüyoruz. En büyük üç üretici ülke; sırasıyla İsveç, Polonya ve Almanya. Üretimin %76’lık bir bölümü lamine parke. Masif üretimi toplam üretimin %19’unu oluşturuyor. Tüketim rakamlarını incelediğimizde Almanya, Estonya, İtalya ve Fransa’nın zeminlerinde ahşap kullanmayı en çok tercih eden ülkeler oldukları görülüyor. İthalat ihracat rakamları gözden geçirildiğinde ise Avrupa ülkelerinin toplam ahşap zemin ithalatının 2006’daki 50 milyon metrekareyi aşan seviyeden 2007 yılında 30 milyon metrekareler seviyesine gerilediğini görüyoruz.
Türkiye özelinde açıklanan rakamlara güvenmek şu an için çok sağlıklı değil çünkü kaçak kesimin önüne geçen dolayısıyla kayıtdışı ticareti ve sektördeki haksız rekabeti önleyen yaptırımlar ülkemizde yeni uygulanmaya başladı. Ayrı ayrı üreticilerin kendi satış rakamları üzerinden oluşturdukları özel kayıtları açıklamaksa benim işim değil. Bu bakımdan sektörün tamamını kapsayan güvenilir bir çatı oluşturulana kadar ülkemiz parke sektörü için kamuoyuyla paylaşabileceğimiz istatistiki değerlendirmeler yapmamız zor.
Parke çeşitleri hakkında genel olarak bilgi verir misiniz? Hangi mekana, ne tür parke uygulamak daha doğrudur?
Parke çeşitlerine baktığımızda ağırlıkla üzerinde durulan çeşitler: Masif Parke, Lamine Parke ve Laminant Yer Kaplamaları. Masif Parke kendi içerisinde çeşitleniyor. Lam parke, kısa boy klasik vb. gibi ama neticede hepsi aynı malzemenin değişik varyantları.
Hangi mekana ne tür parke sorusunu birkaç değişik şekilde yanıtlamak mümkün.
Eğer malzeme çeşidi olarak soruyorsanız: Benim beş yıldızlı mekanlar tabir ettiğim lüks otel ve benzeri projeler için masiften başka bir şey olmaz. Aynı şekilde villa ya da büyük daireler için de yine masiften başka bir malzeme düşünmemek gerekir. Eğer oturduğunuz evin zeminini hızlı ve temiz bir şekilde döşetmek ama kalite çıtasını da mümkün olduğu kadar yüksek tutmak istiyorsanız lamine parke en iyi seçeneğiniz. Bütçeniz çok düşük değilse laminant’ı hiçbir zaman tavsiye etmiyorum. Ancak illa da laminant döşetmek isteyenleri ortama mümkün olduğu kadar az reçine tozu salan “Blaue Engel” sertifikalı ürünlere yönlendiriyorum.
Eğer hangi mekan için ne ağaç cinsi kullanmak gerekir derseniz: Yüzey dayanıklılığının önemli olduğu yerlerde meşe ya da teak tavsiye ederim. Döşenen mekanın işgal edilen sosyal konumu vurgulaması istenen mekanlar (mesela konsolosluk binaları) için wenge en iyi seçeneklerden birisi. Mekana tok ve zengin bir görünüm kazandırmak istiyorsanız zemininizi ceviz parkeyle kaplatabilirsiniz. Farklı bir atmosfer elde etmek isteyenler iroko parke düşünebilirler. Sportif bir görüntü için yine meşe yahut dişbudak masif parke tavsiye ediyorum. Ferah ortamlar oluşturmak içinse akçaağaç ya da kayın’ın açık tonları çok işinize yarayabilir. Eğer mutfağınızda ya da banyonuzda ahşap kullanmak istiyorsanız teak ya da iroko' dan şaşmamanızı öneririm
Eğer hangi mekan hangi tarzda döşenmeli diye sorarsanız: Günlük kullanım alanlarının neredeyse tamamı için iyi bir taşkesme döşeme yeterli olacaktır. Eğer kabul salonu, lobi, toplantı odası gibi mekanlarda çok vurucu bir etki istiyorsanız artistik döşeme bu konuda çok geniş imkanlar veriyor. Örneğin şirketinizin logosunu zemine uygulayabiliyoruz ya da çok daha karmaşık bir takım süslemeler yapılabiliyor. Tarihi binalarda yer alan ofis, mağaza gibi mekanlar için de antik parke uygulaması ilginç olabilir.
Masif, lamine ve laminat parkeyi kısaca tanımlayıp, birbirleriyle kıyaslar mısınız?
Masif parke zemine monte edilen yekpare ahşap levhalardır. Bu levhaların kenarları birbirlerine geçmeleri için lamba ve zıvana tabir edilen girinti ve çıkıntılara sahiptir.
Lamine parke ise üç ila beş ahşap katmanın üst üste preslenmesiyle üretilen bir parke çeşidi. Bu malzemenin en önemli özelliklerinden birisi paketinden cilalı çıkması. Bu manada yurtdışında bu parkeler bitişi önceden yapılmış anlamında “pre-finished” parke olarak da adlandırılıyorlar.
Laminantsa sıkıştırılmış talaş üzerine reçine emdirilmiş dekoratif bir kağıt yapıştırılarak üretilen suni bir malzeme. Bu bakımdan parke değil de yer kaplaması olarak adlandırmak daha doğru zira parke denildiğinde ülkemiz tüketicisinin aklına hemen ahşap malzeme geliyor.
Kıyaslamayı da masif ve lamine arasında yapmak daha doğru zira bu iki malzeme tüketicinin alışageldiği parke tanımına daha uygun. Lamine parke daha önce de belirttiğim gibi üç ila beş hatta bazen 7 kat ahşabın üst üst üste preslenerek bir levha haline getirilmesiyle oluşuyor. Bu işlemin iki amacı var. Birincisi ahşap levhalar ağaç damarları birbirlerine ters gelecek şekilde yapıştırılıyorlar. Bu sayede malzeme nem veya rutubet gördüğünde hareket etmesi oldukça zorlaşıyor. Bu teknik malzemenin hareketini %70 kesiyor. İşlemin diğer faydası ekonomik. Lamine parkelerde dekoratif yüzeyi oluşturan kıymetli ağaçtan yapılmış tabakanın kalınlığı 4 mm. malzemenin kalan kısmı daha ucuz ve kolay bulunan ağaçlardan yapılıyor. Bu sayede maliyetler aşağı çekiliyor ve çok değerli ağaçları bile ortalama bütçeler için erişilebilir bir seviyeye getiriyor. Masifle kıyaslayacak olursak, lamine parkenin çok daha hızlı ve çok daha temiz döşenebildiğini görüyoruz. Malzemenin paketinden cilalı çıkması da büyük bir avantaj. Bu sayede orta büyüklükte bir evi bir gün içerisinde döşeyip mobilyaları yerleştirmek mümkün oluyor. Masifin avantajlarıysa çok daha zengin bir görüntü vermesi, parke yağı kullanıldığında zeminin her zaman yeni görünmesi, malzemenin çok daha uzun ömürlü olması, yüzeyde oluşabilecek hasarların tamir edilebilmesi ve zemin süslemelerinin masif parkelerde uygulamasının çok daha kolay olması.
Laminant için söyleyebileceğim fazla bir şey yok. Eğer yeterli zaman varsa Üç ya da Dördüncü sınıf masif parke döşetmek bile laminant’dan daha iyi sonuç verir. Ancak eğer ekonomik nedenler laminant kullanmayı zorunlu hale getiriyorsa ortam havasına reçine tozu salmayan ya da en az seviyede salan ürünler tercih edilmeli. Bu malzemenin alerjik ve kanserojen etkileriyle ilgili çok şey söylendi ve bu konuda gerçek bir bilgi kirlenmesi var. Bu konuda doğru ve yanlış bilgi bombardımanından bunaldığım için ben artık bu malzemenin uygulamasını yapmıyorum. Ama “Ben illa da laminant isterim.” diyen tüketiciye tavsiyem “Blau Engel” sertifikalı ürünlere yönelmesidir.
Dünyada ve ülkemizde ne tür ağaçlardan parke üretiliyor? Ülkemiz bu anlamda yeterince zengin mi?
Ülkemizde parke üretiminde en sık kullanılan ağaçlar meşe, kayın ve dişbudak. İthal ağaç çeşitlerini de hesaba kattığınızda benim uygulamasını yaptığım otuza yakın ağaç çeşidi var. Ülkemizde en çok tutulan ithal ağaç çeşitleri arasında Merbau, Teak ve İroko ‘yu sayabilirim.
Parke sektöründe yeni eğilimler nelerdir?
Dünya parke piyasasına baktığımızda üretimin doğuya kaymış olduğunu görüyoruz. Doğu Avrupa ve Çin büyük parke üretim tesislerini çekiyor. Üreticinin doğal eğilimi daha kolay ulaştığı ve daha ucuza mal ettiği malzemeyi daha fazla satmak yönünde olacaktır. Bu bakımdan Doğu Avrupa ve Çin’de yetişen parkelik ağaçların Avrupa ve Amerikan pazarlarında tanıtımlarının daha fazla yapılacağını ve kullanımlarının artacağını düşünüyorum. Üretim kolaylığı ve düşük maliyeti nedeniyle Bambu bu konuda en şanslı malzemelerden birisi olacaktır. Bu malzemenin Avrupa zeminlerinde giderek daha sık görüleceğini düşünüyorum
Dünya piyasasını incelemeye devam ettiğimizde karşımıza çıkan ikinci bir mesele Amerikan konut sektöründe yaşanan daralma ve sonrasında Amerikan ekonomisinin krize girmesi. Yeni konut yapımının ve konutlardaki iyileştirmelerin azaldığı bu ortam Amerikalı parkecilerin gözlerini doğuya çevirmelerine yol açtı. Bu grubun elindeki tanıtım bütçelerini hesaba kattığımızda önümüzdeki senelerde moda olacak parke çeşitlerinden bazılarının Amerikan Ağaç İhracatçıları Birliği’nin kataloğunda bulunabileceğini düşünüyorum.
Ülkemiz özelinde bakacak olursak. Tüketicimizin giderek daha bilinçlendiğini görüyorum. Artık insanlar seçimlerini kendilerine sunulan malzemeler arasında kalite farkının bilincinde olarak veriyorlar. Özelikle prestijli projelerde ahşabın doğal görüntüsünü koruyan tasarımlar ortaya çıktı. Bilinçli mimar ve tasarımcılar ağacı yerde doğal dokusuyla, budağıyla ve halkasıyla görmek istiyorlar. Rustik tabir ettiğimiz tarz artık özellikle talep edilir oldu. En son W hotel için bu tarz bir çalışma yaptık ve sonuç beni bile etkiledi. Bu son derece iyi bir gelişme çünkü plastik gibi tek renk ahşap zemin olmaz. Ağaç yaşayan bir malzemedir ve renk tonu uygulamadan sonra mutlaka değişir. Zeminin farklı bölgeleri arasında renk farkı ortaya çıkar –ki ahşap zemini güzel yapan şey de budur. Artan sayıda tüketicinin bunun farkına varması bir sektör profesyoneli olarak beni çok memnun ediyor.
Ülkemizde yaşanan bir diğer gelişme parke yağlarının pazara girişleri oldu. Parke yağları aslında oldukça eski ürünler ancak teknolojik gelişme bu ürünlerin seri üretimine müsaade eder hale geldi. Bu ürünlerin en önemli avantajı zemini her daim yeni tutmaları. Parkeleriniz yağlandıktan sonra temizlik suyuna bir miktar özel karışım ekleyerek paspasladığınızda üst yüzeydeki yağ tabakası sürekli kendisini yeni tutuyor. Özellikle restaurant, ofis gibi yoğun trafik alan mekanlar için devrim niteliğinde bir gelişme. Hatta Polonya’da bir alışveriş merkezi bu teknolojiye güvenerek 20.000 m2 ‘lik ortak kullanım alanının zeminini ahşap döşedi. Masif parke kullanımını çok kolaylaştıran ve ömrünü arttıran muhteşem bir teknoloji.
Sizce sektörün sorunları nedir, bu sorunların giderilmesi için neler yapılması gerekiyor?
Sorunlara değinmeden önce olumlu bir gelişmeden bahsetmek isterim. Hükümetin son aldığı tedbirlerle kaçak kesimin büyük ölçüde önüne geçilmesini çok olumlu buluyorum. Bu hem memleketimizin ağaç varlığının korunması hem de düzgün bir parke piyasası oluşması adına sevindirici bir gelişme oldu. Umarım bu önlemler gelecekte de istikrarlı ve kararlı bir şekilde uygulanmaya devam eder ve tıpkı Kanada, Amerika ve Almanya’da olduğu gibi bizde de orman ürünleri sektörü düzenli olarak gelişirken memleketimizin ormanları her yıl daha da artar.
Ağaç varlığının korunması ve doğru idare edilmesinin orman ürünleri sektöründe faaliyet gösteren büyük küçük her firma için öncelikli konu olduğuna inanıyorum. Ormanları korumak adına yapılmış iyi niyetli her çabanın sektörce desteklenmesi ve yönlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda ülke yönetiminin ve sorumlu derneklerin, sektörde faaliyet gösteren firmaların önüne çeşitli alternatifler getirmeleri gerekir. Örneğin üretici olmamama rağmen ben döşediğim her 100 m2 zemin için 20 adet fidan dikiyorum. Ege Orman Vakfıyla yaptığım bir anlaşma çerçevesinde dikilen fidanlar için düzenlenen sertifikalar projesini yaptığım kişi ve kurumlara gönderiliyor. Mobilya, parke ve orman ürünleri sektöründe faaliyet gösteren büyük küçük her firmanın da benzer mekanizmalar çerçevesinde ülkemiz ormanlarına katkıda bulunmaları gerektiğini düşünüyorum. Ege Orman Vakfı, Tema Vakfı gibi sivil toplum kuruluşları bu tür mekanizmalar içerisinde denetim fonksiyonlarını üstlenebilecek birikime sahipler. Değerlendirmemek hata olur.
Daha mikro düzeyde baktığımızda; laminant’ın bir ara çok moda olmasından dolayı masifte yeni usta yetişmediğini görüyoruz. Masif de döşeriz diyerek işi ele alan laminant ustasının yaptığından çok bozduğunu görüyoruz. Her zaman söylüyorum, ağaç yaşayan bir malzemedir. Ortam koşullarına dikkat etmeden ahşap zemin uygulaması yapılmaz. Eğer döşeme yapılmadan önce keşif çalışması yapılmamışsa o işte sorun çıkma ihtimali büyüktür. Metrekaresine yüzlerce euro ödenmiş bir malzemeyi iki ay sonra yerde eğri büğrü görmek kimse için hoş değil. Neticede masifte çıkan ortam koşullarına bağlı arızaların büyük kısmı zeminin sökülmesiyle sonuçlanıyor. Bu israfı önlemenin en emin yolu iş başlamadan önce şapı, ortam nemini, zemin rutubetini incelemek ve uygun malzemeyi seçmek. Eğer belli bir malzeme de ısrar ediliyorsa su kontrası, özel yalıtım şilteleri, özel yapıştırma malzemeleri gibi seçenekler kullanılabilir. Her zemin için uygulanabilecek yüzlerce alternatif mevcutken bunların en azından bir kısmını incelemeden karar vermek bir hatadır.
